billur yaşlı okyanus,miçoların yaaralı sırtında görülen mor izlere benziyorsun biraz;yeryüzünün vucuduna dövülmüş uçsuz bucaksız bir mavisin sen,seviyorum bu karşılaştırmayı...sanki bir çocukmuşum gibi ,yıldırımlarla beni tedirgin ederek ne geçti tanrının eline?
Sunday, September 30, 2007
Thursday, September 27, 2007
Hafıza çok sıkıldığı ve çalışmadığı zamanlarda geçmişe doğru sıkıcı yolculuklara çıkar.Çok sıkılan hafıza şimdiki zaman mevhumunu yitirir ve artık geçmiş zihni ele geçirmeye and içmiştir....
hafızayı susturmak ,hafızaya haddini bildirmek gerekebilir kimi zaman,ruhu özgürleştirmek için.ruhu yaşamışlıklar etrafında döndürüp dolaştırmanın kişinin hayat çizgisinde olumlu hiçbir yanı yoktur..Kişinin hayatın,insanların verebilecekleri tüm olumsuz ,kırıcı,hüzünlü,nefret uyandırıcı hislerle başedebilmeyi öğrenmesi yaşayabilmek için an meselesidir...Hayat asla olumlu bir kavram ve düzen değildir.Dinlerin bile hayatı başından sonuna ahir öncesi bir sancı ,bir test,bir ibadet hali,yusuf yusuf beklenen bir ceza -ödül odası olarak kabul ettirmiş olmasının sebebi de budur...Bir açıdan,sadece bir açıdan doğru olan bu vizyonun geri kalan bütünün bir motivasyondan ibaret olması dışında ,herşeyin bir deneyimden ibaret olması kuvvetle muhtemeldir...ancak bu deneyimin mühendisi,tasarımcısı,uygulayıcısı ve yargı koyucusu kişinin kendisinden başka kimse yada hiç birşey değildir.
Kişi kimi nasırlaşmış sorunları bir ömür algılayamayabilir ve bir ömür aynı acıdan can çekişebilir.Reankarnasyon fantazmı da aynı çözümsüzlüğün yanılsamasıdır.İnsan olarak acı çeken,kurbağa olarak da aynı acıdan muzdarip olacaktır...
Şu karşımdaki züppenin cümlelerine bir kulak kabartın....Entellektüel bir sohbet edermişcesine takındığı tavır,sesindeki ukelalık ve çok iyi tanıyormuşcasına hakkında atıp tuttuğu Van Gogh...
-Biliyor musunuz dostlarım,Van Gogh'un neden öldüğünü?
-"Neden" diye sofranın tadı kaçmasın,aman huzurumuz bozulmasın,ölüm bizden çok uzak olsun gitsin van gogh'u bulsun diye soran manasız portekiz bakışlarına verdiği cevap:
-Açlıktan dostlarım!
Bu cümleyi kurmaktayken yudumladığı 50 euroluk şarabın ve yemekte olduğu kurbağa balığının gıtlağından nasıl geçebildiğini merak ettiğim sırada karşısındaki diğer ve baş züppe:
"-Biliyor musunuz dostlarım,size kimsenin bilmediği bir sanatçıdan bahsedeceğim,BANSKY'den"diye başladığı Bansky ve grafiti konferansını korkunç bir ego ve tiksindirici bir cehalet ve yüzeysellikle çevresindeki sekiz karı ve koca müsvettesine sunmaktayken;bir sıkılmış,kendini arka planlara itilmiş,masanın altında ilgisizlikten ölmek üzere sıkışmışcasına sessiz çığlıklar atan bir kadın bu gayri entellektüel sohbete:
"-peki ama o bir sanatçı mıydı yoksa bir provokatör müydü?bunu açıklığa kavuşturalım."seklinde Provokasyon ve sanatı beyninde hiç birleştirememişken,baştan ayırdı ve bütün cahilleri de bu dipsiz sohbetin en dibine gömüverdi....Sanat eserlerinin parayla satın alınıp ;ev köşelerine konması gerektiğine inanan bu dokuz cahil kafadar,enstalasyon ve günümüz enstalasyonlarının verdiği ve zaten vermek istediği rahatsızlıktan korkmaktaydılar........sanat ve korku!!!
Ben de o çok orjinal yazarlar gibi,ailevi çözümsüzlüklerim,toplumsal konumumun 22 yıllık doyumsuzluğu v.s bahaneleriyle yazar mı olsam diye kendi kendime hakaret ettiğim şu günler....
Neden ve nasıl hala hayattayım sorumun cevabı hala havada asılı bir şekilde benden cevap bulup yeryüzüne inmeyi beklerken;kısacık ama ömrümden ömür almış,ömrümü kısalttığından emin olduğum ömrüm,22 yıllık bir kaçış planından öte ne olabilir ki?
Hayata kaçmak için gelmiş olmak!kaçmayı öğrenme sanatı!yıllar yıllar yıllar....mevsimler ,aylar,günler,yıllar....Çağdaş yaşamın halüsünasyonları!Duygu yitimi,öfori,huzur ve endişe....sonuç teorik yönden bir kaostu!
vakit öldürmek için konuşmaz
konuşacak birşeyi yoksa konuşmaz...
konuşmayınca da
bir uğursuz izlenim bırakır....
Subscribe to:
Posts (Atom)