Monday, October 30, 2006

sirkeci adalar iskelesinde yolcu öldürmeye gönül vermiş iskele babası!!!!!ve onun gibi daha nice ruhuhastalar!!!!!

bahsettiğim zaat,30 ekim 2006 tarihinde(31 ekimin cenabetliği olsa gerek),sırtımdaki pirinç darbukamı ve beni,üzerinden geçmekte olduğum ahşap iskeleyi düzeltiyomuş gibi yapmanın yanı sıra sarsmak suretiyle,yanaşmakta olduğumuz vapur ile üzerinde bulunduğumuz vapur arasına düşürmüştür....1.000.000 da bir insanın başına -ki böyle birşey ancak uçmakta olan bir başa gelebilir,dümdüz yolunda giden bir insana yaşatılması kadersel olarak hayatta kaldığımız fikrini hissettiriyo artık bana -gelebilecek bu traji komik olay tabiki alemin şaşkını benim başıma gelerek yine şaşırmamama ama güzelim pirinç darbukamı düşürmeme sebep olduğu için 4 küsür saat aralıksız ağlamama sebep olmuştur....belimin yarısını kaybetseydim iki vapur arasında,ya da düşseydim vapurun pervanesinin üstüne ya da beynim presslenseydi,ya da gerçekten kollarımla destek almayıp düşseydim tam o an diye çok düşündüm.ama bu kadar ağlamış olmamın nedenleri arasında kesinlikle fiziksel olarak almış olduğum bir acı hatırlamıyorum....çünkü şu an sakinleşmiş olarak düşünüyorum da kalbimde çok daha garip bi acı var ve gerçekten hiç bir şey hissetmeyeyim diye bütün vücudumu kaplamakla meşgul....yıllardır aralarında kaldığım insanlar gibi BAAAAm diye düşürüverildim 2 koca vapur arasına,birbirine yaklaşmaya çalışan 2 vapur arasına....onlar da birleştiler,ben eksildim.....ve her zamanki gibi şikayet edebileceğim bi merci bulamadım...ağlaya ağlaya yine huzur dolu adama geldim...."allah baba akıl dağıtırken ben şemsiyeyle dolanıyomuşum herhalde derdi babam..."

Sunday, October 29, 2006


doğada ne kadar tomurcuk tomurcuk açıyorsa yüreğin,insan evladı gördüğün an,sırdır yüreğinde filizlenen yepisyeni ruhlar,saklıycaksın.....saklıycaksın içinin sırlarını sadece kendine....dostuna bile açsan yüreğini,yüreğin sana küser,göstermez bir daha o filizlenmesine bile müsaade etmediğin,o taze KENDİNİ,AŞKINI,SANA BİLE SIĞMAYAN,SENDEN TAŞAN aziz varlığını...hiçleşirsin sırlarını kaybettikçe.anı defteri,eskiz defteri,nota defteri,çizgisiz defter zannederler adamı.....sil baştan tüm makaleyi.en çok da mutsuzsan vurur çenene.mutsuzluğun sana tükürür,sen ona...cümle alem seyre dalar kaldırım taşlarını süpüren memelerini....SEYREDERİM ALEMİ , SEYREDER ALEM BENİ..

eğer düşüncede öldürdüklerimiz hakikaten yok
olsalardı,yeryüzünde kimse kalmazdı.....
"gitmeli
yerini bulmalı tarih
söz bulmalı nesnesini
saçları uzamalı
ıslanmalı kokuyla"(b.matur)



"Beni hep burada son yerimde tanımış olan ötekiler,bana kendilerinden sözediyorlar,belki benden de söz ediyorlar.sanki hiçbirşey olmamışçasına doğan ve yok olan geçici mutluluklar ve bitmez tükenmez hüzünlerin sonunda

bana baktıkları zaman bir yalnızlıklar canavarıyım ilk kez insan görüyor ve kaçmıyor,

yalnızca katlanma gücümü aştığında bozmak zorunda olduğum sessizlik de......yok ben bununla sürdürmek zorundayım

ÜZERİME ABANMIŞ YAŞIYOR YAŞAM

yANILAN PARMAKLAR BİR ZEYTİNE RAZIYKEN AĞIZ BİR KİRAZI ISSIRIYOR AMA BİR YEĞLEME YAPMIYOR ARALARINDA.....aramıyorum ben bana uygun bir dil buraya uygun bir dil aramıyorum artık

Ama ilerleme dediğimiz şeye geldik görüntüye yıkıntılar giriyor....

sonra elveda demeden gideceksin temelli.bu devir,devirler kapanacak böylece.

ya da tükenen sen olacaksın.yalnızca yolculuk bitecek çiftler kalmayacak terk etmeler kalmayacak hiç bir yerde işit bunu

yumurta mavisi gökyüzünde küçük bulutlar dolaşıyor

başka bir dünya kalmadı benim için kendi güzel dünyam

kaldı yalnızca olmadı öyle olup bitmiyor......"(s.beckett-alıntı-aslı noktasız virgülsüz,3 noktalar benden....)


Madem yüzme bilmiyosun,
neden çıktın ağaca?
ben annemi çok severim,
yaşasın 23 nisan......
acıkmayan,doymayan,uykuya dalamayan,ama bir türlü de uyanamayan.....kimilerinin karşı koyamadığı,kodu mu oturtamayan........

Sunday, October 22, 2006


"Bir ilahı yıkmak,zahmetsiz bir iş değidir:onu yükseltmek ve ona tapmak için gereken kadar zaman lazımdır bu iş için.İlahın ruhtaki kökleri yok edilmelidir."
konuşanların sırrı yoktur.ve hepimiz konuşuruz.kendimize ihanet eder,kalbimizi teşhir ederiz;her birimiz dile gelmezliğin celladıyız;her birimiz sırları,en başta kendi sırlarımızı yok etmek için yırtınırız.Merak sadece cennetten dünyaya düşüşe değil,her günkü sayısız düşüşe sebep olmuştur.Ötekiler adına konuşan herkes de üç kağıtçıdır.Siyasetçiler,reformcular ve kolektif bir bahaneden yola çıkan herkes sahtekardır.(gizli öznedeki zımni çoğul ile "biz"deki açık çoğul,sahte varoluş için rahat bir sığınak oluşturur."BEN"demenin sorumluluğunu sadece şair üstlenir;sadece o kendi adına konuşur...)ama tabiki şiir de içine kehanet ya da doktrin sızdırıldığı zaman soysuzlaşır....

Hayat yasalarının başında "çürüme"gelir...


"kalbim yanıyo ismini her kimden işitsem..."

deniz kızı eftelya

tarihsel olmayan düşünmeyi tarif etmek için Nİetzsche

önce unutmaktan bahseder,derken daha büyük bir zerafetle (!) ufukları biçime sokmayı dile getirir.

Unutmayı öğrenmek ,"olmuş olanların"insanoğlunun varoluş yükünü ağırlaştırdığını ve izlediği yolu şaşırttığını kavramak...


Dejenerasyon Yarışması:beyoğlu merkez ligi
Ne oldu?
Deuleuze'ün geçmiş olgusuna dair sorduğu net soru!Bu "deneyimler" silsilesinin,hayat olgusunu zihninde ve bünyesinde haddinden fazla büyüten insan algısındaki yeri ve önemi nedir?
Deneyim olgusu yok farzedilse ya da yok kabul edilse,"deneyim" hayatla eşanlamlı olmaz mı?(sürekli soru sorarak nereye varmaya çalışıyorum acaba?)

Her insan evladı "doğasını"arar-ki doğa kelimesi"öz'ü"tarif etmek için kullanılabilecek en doğru kelime olsa gerek-ama bu a*** k****mun yakınçağ insanları,daha doğrusu "yakın çağ muzdaripleri",savaş olgusunu ve metropol tutkusunu yaşamaya duydukları aşktan,artık boğazına(hatta koku yetisini de yitiren insan)burun deliklerine kadar boka batırıldığından;evrimleştiremedikleri maymun beyninlerinin üretebildiği en dahiyane fikir olan:bokunun etrafında dönüp dolaşarak ,özünü yaşadığı yanılsamasıyla yalnış hayatlar yaşamalarına vesile olmuştur yani artık yaşayamaz hale gelmesine,nedensiz kronik ve kitlesel şizofreniye de vesile olmuştur ki ekilen ürünün verimi şu an ayaklarımın altında:beyoolu hissiyatları....

Tavuk - pilavcı bile sıkıntıdan kafayı varoluşuyla bozmuş...bir kere olsun sormuyo "bu gençler bizim köye gelseler ,para kazanmaya çalışsalar,nice olur bizim köyün hali?çalıştırır mıyız bu ipneleri?"
ama paşam kalkmış gelmiş,varlığı akıllara zarar,evinde karısının önüne bir hayırlı bok koyamaz,sonra çıkar allahına havale eder bütün familyayı,aslında her havale ettiği durumla birlikte kendi de havale olur...(ah be abi yine nerelere geldi konu?deuleuze'den girip tavuk -pilavcıdan çıkmak hangi vicdana sığar....neyse ben de entellektüel diyilim zaten...sadece sinirliyim.) hatta dünyanın ,şu sersefil hayatımdaki tek ganimetim olması sebebiyle , üzerinde hakkım olan toprakların amına koyan kimi daşşaklılara sırf bu sebepten hayvan gibi dava açabilmeli ve çılgınlar gibi paralar kazanabilmeliyim tazminatlardan...sen ne yaptın diyenlere de:en azından canım çıktı diyorum yaptıklarınızı,yıktıklarınızı anlayabilmek için diyebilirim..kafamın içi aha böyle * karma karıştı...